Atölyeler anasayfa
E-mail adresiniz:
 Şifreniz: Beni Hatırla
DUYGULARIN ADRESİ
293 konu, 314 üye
http://atolyeler.edebiyatdefteri.com/atolyedetay/82/duygularin-adresi.html
  + Tüm tartışmalar
  + Yeni tartışma aç
  + Tüm mutfak
  + Yeni ürün ekle
  + Tüm kütüphane
  + Yeni bilgi ekle
  + Tüm haberler
  + Yeni haber gönder
  + Hakkımızda
  + Kurallarımız
  + Yöneticiler
  + Tüm üyeler
  + Atölyeyi duyur
  + Atölyeye katıl


 


Şuan online atölye üyesi yok.



Atölye Bilgileri
Üye sayısı:
314
Tür:
Şiir
Kuruluş tarihi:
14/5/2009
Kurucu:
NİHAT İLİKCİOĞLU

ORGAN BAĞIŞI
Geçen hafta İzmir’de gerçekleştirilen bir operasyon yoksul insanlardan alınan organların çok yüksek meblağlar ile zengin alıcılara satıldığını ortaya çıkardı.

Birçok distopyada geçen “siyah/kara klinik” kavramı ve insanların yoksulluktan dolayı kendi vücutlarını satışa çıkarmaları bugün maalesef gerçeğe akan bir masalı teşkil ediyor. Günümüzün, onlarca yıl öncesinde yazılmış bu korku ütopyalarına doğru akması bizlere zamanında ümitsizlik içinde yazmış olan distopya ve bilim kurgu yazarların öngörü kabiliyetlerinin ne derecede olduğu hakkında fikir veriyor.

Geçen hafta İzmir’de gerçekleştirilen bir operasyon yoksul insanlardan alınan organların çok yüksek meblağlar ile zengin alıcılara satıldığını ortaya çıkardı. Henüz suçluluğu kanıtlanmadı ama ameliyatları gerçekleştiren Profesör de ilk ifadelere göre işin içinde – ve eğer doğruysa geleceğin doktorlarının “hocam” dediği insana ne demeli?-.

Yoksulluğun, yaşama azmi olan insanlara yaşama gayreti ile “kendinden yedirmesi” bu olsa gerek. Benim aklıma Kurtuluş Savaşı’ndan bir sahne geldi ilk… Odunu biten treni en arka vagonlarını parçalayıp yakacak olarak kullanarak bir şehre getirmişlerdi. Ne kadar benziyor… Yaşama devam etmenin tek yolu kendinizden yemek. Gitgide organlarınızı satacaksınız. Satacaksınız ki hayatınıza devam edebilesiniz, ya da çocuğunuzu büyütebilesiniz. İnsanlara çaresizliğin neler yaptırabileceğini tahmin ettiğimden “satış” kanadındaki insanlara bir diyeceğim yok. Yargılanamaz! Kendi ayıpları değil ki? Sorsanız belki “namusumla sattım organımı” diyecek… Doğru… Hırsızlık mı etti? Bilakis, gönülsüzce ve gönüllü olarak hırsızlara, namussuzlara soydurdu kendisini. Zira hâkim de ceza vermedi bu zavallı devir kurbanlarına.

Diğer yandan organizasyonun başında bulunan adam bir avcı gibi nasıl hastane önlerinde alıcı ve verici avladıklarını anlatıyor. Kendisi de organını aynı şekilde satmış. Zaten “ciğersiz” olduğu içinde bulunduğu iş ile de anlaşılabiliyor. Ne diyelim bu vahşete.

Biraz daha duyarlılık

Zira gelişmemiş ve yoksul birçok ülkede organize organ ticareti inanılmaz bir hacimde dönüyor ve çok geniş bir pazar oluşturmuş durumda. Üstelik “ihracatı” da söz konusu. Bugün gerçek örneklerini Türkiye’de gördüğümüz ticarete yoksul Afrika onlarca yıldır sahne oluyor. Açlıktan tükenmekte olan insanlar birer organ bankasıymışçasına görülürken, ailesine bakma sözü ya da başka bir ülkenin vatandaşlığı vaat edilerek –ki aslında tek dertleri doymak, doyabilmek- organları özel uçaklarla Avrupa’ya akıyor…

Bir çözüm bulunmadıkça hasır altındaki iğrençlik olarak devinimine devam edecek bu siyah ticaret ve bu ticarete bulaşmış “beyaz önlüklü” adamlar, aldıkları organlar üzerinden %800 kâr eden asalaklar, mikroplar, uygarlık seviyemizi düşürmeye devam edecek. Ancak hem bilimin, hem de biz insanların bu konuda yapabilecekleri şeyler var.

Çözüm 1: Daha çok bağış

Bu vahşetin önemli sebepleri arasında henüz organ bağışına olan bakışımızın pek olumlu olmaması sayılabilir. Kimseyi organlarını bağışlamadığı için yadırgayamaz ve yargılayamayız; hatta eleştirmek bile kimsenin haddine değil. Herkes vefatından sonra bedeninin bütünlüğünü isteme hakkında sahiptir; ancak bu konuda ayrıca titizliği olmayan vatandaşların organ bağışına olan bakışlarını değiştirmeleri insanlık adına faydalı olur. Zorlama olmadan organ bağışı teşvik bile edilebilir. Bugün ilahi dinlerin söz sahibi kurumları da organ bağışının dinlerine aykırı olmadığını da açıkladı. Şu halde organ bağışı sadece “tercih” meselesi haline geldi.

Ancak ciddi bir rezalet de var ki; ilk aşamada karşılaşılması yüksek bir engel ve caydırıcı da. Her şeyden önce, organ ihtiyacı olanlar arasında plütokrat ya da aristokrat bir sıralama yapabilecek rüşvetçi zihniyetin bu bağış seferberliğinin de hiçbir yerinde bulunmaması gerekir. Daha fazla organ bağışı, yolsuzluğa daha fazla hacet bırakmayacaktır; ancak bağışların az miktarda gerçekleştiği bugün durumu iyi olanlar, adamı iyi olanlar, ilgili sağlık kurumuna bir organ geldiğinde ilk önce aranmak için tüm ekonomik kaynaklarını seferber edecektir.

Doğuştan haklarımız gereği bir insan canını “zengin” ve “yoksul” diye ayırmak söz konusu değildir. Yakınını kaybetmek üzere olan ailelerin de “sağlıklı” düşünmesini beklemek, empatiden yoksunluk anlamına gelir. “Hak ve adalet” kavramlarını acılarının önüne koyabilmek erdemdir ancak her erdemin herkeste kesin surette olmasını beklemek de hatadır. O halde, organ bağışına teşvik edilmeden önce organlarının ihtiyaç sahiplerine adaletli bir şekilde nakledileceklerinden emin olması gerekir. Şu halde sistemlilik burada önem kazanıyor. Her şeyden önce bir “organ veritabanı” oluşturulması birincil önem taşımaktadır. Erdemin sistemli bir veritabanı ve sistemli bir organ nakli politikası ile sağlanması elzemdir.

Çözüm 2: Genetik ve Tıbbi gelişmeler

Bireylerin organ bağışına ikna olmasını daha uzak ve zorlu bir çözüm olarak görenler için teselli tıp ve moleküler biyoloji alanlarında yaşanıyor. Bu gelişmelerin başında başarıya ulaşmak üzere olan ancak bir o kadar da tartışmalara yol açan “insan kopyalama” var.

İnsan kopyalamaya (klonlamaya) etik sebeplerden dolayı karşı çıkarken diğer yandan organ krizinin etiğin hangi ucunda vakalar yarattığını da görmek gerekiyor. Diğer yandan kök hücre teknolojisinin ilerleme seyri geleceğe dair umut veriyor. Eğer ki kopya organ yaratmada bu iki yoldan birisi kullanılarak somut bir başarı sağlanırsa bundan sonraki elli yıl içerisinde organ alım ve naklinin sosyal sigortaların sağladığı hizmetler kapsamına girmesi bile söz konusu.

Ancak aynı plütokratik kaygı burada da duyulabilir. Dünya’daki her insanın hizmetinde kullanılmadıkça tıbbi her tür gelişmenin tam amacına uyduğundan bahsedilemez.


Gülseren kuddar - 9 Ocak 2010 Cumartesi
 
Hiç yorum yazılmamış.

 
Copyright 2006 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.