Atölyeler anasayfa
E-mail adresiniz:
 Şifreniz: Beni Hatırla
ÖYKÜ SEVENLER ATÖLYESİ
14 konu, 61 üye
http://atolyeler.edebiyatdefteri.com/atolyedetay/121/oyku-sevenler-atolyesi.html
  + Tüm tartışmalar
  + Yeni tartışma aç
  + Tüm mutfak
  + Yeni ürün ekle
  + Tüm kütüphane
  + Yeni bilgi ekle
  + Tüm haberler
  + Yeni haber gönder
  + Hakkımızda
  + Kurallarımız
  + Yöneticiler
  + Tüm üyeler
  + Atölyeyi duyur
  + Atölyeye katıl


 


Şuan online atölye üyesi yok.



Atölye Bilgileri
Üye sayısı:
61
Tür:
Edebiyat
Kuruluş tarihi:
1/3/2010
Kurucu:
Nermin Kaçar

KIZ KURUSU YAZAN NEZ
KIZ KURUSU
YAZAN NEZ
Şeytan ; Doğanın bu kadar güzelliğini ve yukarıdan atılan geçmiş bahar mimozalarının kızıllığını göremeyen bu ikiliye çok acıdı. Evrenin sonsuz dönüşteki zincirlerinden ikisinin yerini değiştirdi. İkisinin de içini ilhamla doldurdu. Şimdiye kadar rastlantıların fallarından önemli karineler çıkaramayan bu ikiliye fal bakmasını öğretmeliydi. Çingenelerin fal bakması gibi içtikleri kahvenin hatırı için içlerini ilhamla doldurdu. Birden şeytan, kız kurusu Zül inin önündeki dosyanın içeriğini değiştirdi ve dosyayı Zeki’ye uzatmasını söyledi. Züli dosyayı Zeki!ye uzattı.
Zeki dosyanın içerisindekileri okumaya başladı.”Hiç bir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez, hiçbir şeyden anlamayan biri, hem sever hem fark eder, hem de görür. Bir şeyde ne kadar
çok bilgi varsa o kadar büyük sevgi vardır. Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri, üzümleri hiç tanımıyor demektir. Sevmek bir sanat mıdır? Eğer bir sanatsa, bu sanatı iyi bilmek isteyen birinin bilgi sahibi olması ve hiçbir çabadan kaçmaması gerekir. Yoksa sevgi insanın sadece rastlantılara bağlı olarak yaşadığı hoş bir duygu, eğer şanslı ise adeta talihin yüzüne gülmesi gibi bir şey midir?
Okudukları karşısında şaşkınlığını ve kızgınlığını örtmeye çalışan bunca senedir zekiliğiyle övünen Zeki bu aptal görünümlü kız kurusu karşısındaki düşmüş olduğu çaresizliğe çare ararken birden içindeki şeytan hareketlendi.
Kız kurusuna afroditiyi görmüş gibi muamele ederek, manalı ve delişmen bakışlarını Züli’ nin düğmesi açılmış gömleğinden kaydırarak, dosyayı tutan ellerine çevirdi.”Bu eller kaç kere öpüldü “ dedi.
Züli’ nin gözlerinden sevginin şükrana dönüştüğü o yürekli itiraf vardı. “Aşık olmalıyım” dedi, ve sözlerine devam etti.” Yıldırım aşkı, başlangıçta yaşanan aşık olma durumunun sürekli aralıksız sevme ile karıştırılmasıydı. Birbirlerine yabancı olan iki insan, hepimizin birbirimize yabancı olmamız gibi aralarındaki o ayırıcı duvarı yıkar, birbirlerine karşı yakınlıkduyar ve kendilerini bir bütün hissederlerse, o zaman bu birleşme anı yaşamın en mutlu ve en heyecanlı deneyimi olurdu. Bu da birdenbire olduğu için adına yıldırım aşkı denirdi. Bunu yaşatmayan kimse elimi öpemez “ dedi.
Bu duruma sinirlenen zeki içindeki şeytanı daha da ileri götürerek size “aşık oldum” dedi, ve devam etti.
” Sizi anlamaya çalışıyorum! Sizi hiçbir zaman olağan her yerde eşine kolayca rastlanabilecek bir yaratık olarak düşünmedim. Her şeyi herkesi sonsuz bir cömertlikle ve sabırla sevebileceğinizi düşünüyorum! Bense hayatım boyunca böyle kadınlar sevilir mi? Derdim. Acırdım sadece onlara gerekirse acıdığım için öldürebilirdim de onları! Hal bu ki şimdi sizi görünce sevginin yapmacık bir şey olmadığını anladım. Eskiden, bir özenti, süs, masa örtüsü, mobilya cilası gibi bir nesne olduğunu düşünürdüm! Gerçi senden önce tutulduğum kadınlar olmadı değil size bir çeşit yıldırım aşkıyla bağlandığımı söylersem bana inanır mısınız? Dedi.
Bu sözler karşısında şaşıran Züli “Evlilik istemiyorum ki zaten! Sevgiyi öldürüyor! Gerçek nerede! Düşünün ki evlendik. Evliyiz! Evli olsalardı, gece gündüz birlikte olsalardı, aynı arayışı aynı sıcaklığı bulabilecekler miydi! Her şey belli düzen kalıba sokulabilir, her türlü istek, her türlü tutku belli koşullar içinde doyurulabilirdi. Kurallara bağlanabilir, kurumlaştırılabilirdi. Sevgi öyle miydi ya? Sevginin sevgi olabilmesi bütün bu koşullamaların dışında kalabilmesinde değimliydi?
Bu duruma çok sinirlenen Zeki;” O zaman sen ne istiyorsun? “ Dedi.



nezihealtug - 3 Ekim 2010 Pazar
 
Hiç yorum yazılmamış.

 
Copyright 2006 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.