Atölyeler anasayfa
E-mail adresiniz:
 Şifreniz: Beni Hatırla
ANADOLU UYGARLIKLARI
47 konu, 37 üye
http://atolyeler.edebiyatdefteri.com/atolyedetay/38/anadolu-uygarliklari.html
  + Tüm tartışmalar
  + Yeni tartışma aç
  + Tüm mutfak
  + Yeni ürün ekle
  + Tüm kütüphane
  + Yeni bilgi ekle
  + Tüm haberler
  + Yeni haber gönder
  + Hakkımızda
  + Kurallarımız
  + Yöneticiler
  + Tüm üyeler
  + Atölyeyi duyur
  + Atölyeye katıl


 


Şuan online atölye üyesi yok.



Atölye Bilgileri
Üye sayısı:
37
Tür:
Kültür Sanat
Kuruluş tarihi:
31/7/2008
Kurucu:
Şaban Aktaş (Homerotik)

FARK EDİLMEYEN YA DA EDİLMESİ İSTENMEYEN BİR FELÂKET :1071
 
Şaban Aktaş (Homerotik)  Şaban Aktaş (Homerotik) (19.11.2010 20:47:45)  

FARK EDİLMEYEN YA DA EDİLMESİ İSTENMEYEN BİR FELÂKET :1071
Haluk Tarcan tarafından 18 Ağustos 2010 tarihinde gönderildi

Türkiye’nin medar-ı iftiharı büyük Hititçi, rahmetli Ord.Prof. ölümüne kadar Türklerin Anadolu’ya 1071’de geldiği iddiasında ısrar etmiş idi.

Öte yandan, İstanbul Üniversitesi’nden Prof. A. Erzen 1967’de Edebiyat Fakültesi bağlı olarak “Van Bölgesi Tarih Ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi”ni kurmuş Türk ve Batılı profesörlerle Doğu Anadolu Yüksek yaylâsında derinlemesine ve genişlemesine araştırmalar yapmış, sonuçlarını 1984’te “Doğu Anadolu ve Urartular, 1984” adlı kitapta vermişti.1- Doğu Anadolu’ya Orta Asya’dan göçler (-13bin)lerde başlamıştır.Görsel değerdeki kaya üstleri ve mağara duvarlarındaki resimler, damgalar ve yazıtlar bu tarihi vermektedirler..

2- Batı, çıkarlarına uygun olarak politika yoluyla yaratacağı yapay devletleri buraya yerleştirmek için bu Asya ile Anadolu/Mezopotamya arasındaki dört yol ağzını tarihsiz bırakmıştır.



Van, Başet dağında yaklaşık 12/13binler ait yazı öğelerini içeren bir kaya resmi

Van/Hakkâri arasında Çilgiri’de bulunan, Prof.Muvaffak Uyanık tarafından tarihi 7/6binler
diye tespit edilmiş yazıt (ortadaki haç, OQ diye okunan ve yeryüzü kişisi ya da günahsız anlamını veren Ön-
Türkçe damgadır).



· Eğer Atalarımız ilk kere 1071’de Anadolu’ya gelmiş iseler, – televizyon konuşmalarımızda da daima tekrarladığımız gibi-
· Binyetmiş buçukta Anadolu’ya gelmiş olanlar Anadolu’da tarihi ileri sürerek hak iddia edebilirler. Ve DE,
· İlgili Akademisyenlerimizin resmî yazıları ile bu iddiada bulunanlara topraklarımızı terk etmek mecburiyeti doğar

Sizlere sesleniyorum sayın ve değerli Akademisyenlerimiz : TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Bu günlerde yeniden konu oldu :
Bir kutsal kitap , Tevrat, kendi halkına “bazı topraklar vaad etmiş bu vaadler arasına güney Doğu Anadolu’yu da katıvermiş?…Kimin toprağı kime, hangi hakla?…

Öte yandan artık alışkanlık hâline gelen bazı ziyaretler var :
TE.CE. vatandaşı, vatandaşımız Mehmet Ali Birand’ın Türkiye Türklere bırakılmamalı şeklinde ifade ettiği slogan, demokrasiyi araç diye kullanan emperiyalistlerin ,Toprak altı aşklarını çok iyi tanımlamış olmalı ki, bugün Dıyarbakır’ın , bazı özel kişilerin turistik beldesi hâline gelmiş olduğu âlelâdeleşmiş…

Günümüzdeki olaylardan yola çıkarak sadece Güney Doğu tarihine kısa bir göz atalım ;
Yalnız , bu yazımızda , Doğu Anadolu yaylâsının tüm tapusunu ,13binden, 1000 yıllarına kadar yelpazelenerek mühürlemiş olan Ön-Türkçe yazıtları sıralamıyoruz :

Mezopotamya ile ilk temas, Orta Anadolu kişisinin, Anadolu kültürünü, ilk kere Volkan camı’nı Mezopotamya’ya taşıması sonucu başlamış,böylece onların kesici alet sahibi olmaları sağlanmıştır.

Fakat , asıl, Ön-Türk Kültürünün dip kültürde yer alması ,13binlerde başlamış ve (-516)da Urartu’nun İskitler tarafından istilâsıyla politik olarak Anadolu’da sona ermiş , ama, Ön-Türk Kültürü (+1071)de yeniden tazelenmiş ve sürekli politik çalkalanmalara karşın bu kültür, dip/temel kültür hâlinde 1923’te âniden alevlenmiş ve 2009’a ayak basmıştır.…13.000 + 2009 = 15.009 yıl yok edilememiş bir kültür…Ama, yok sayılmış!…Resmî tarih haline sokulmuş!…

1- Orta Asya’da 80binlerde doğmuş olan insan üstü kudret inancı* (Doss.Arch.185/1993)
Doğu Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Halep Sırlı Taşı’nda görüldüğü gibi,10binlerde
İnmiştir. Tarihi, Fransa/Lyon termo-nükleer laboratuarınca 9300/8700 diye tespit edilmiştir.
Okunuşu “uçulan yer Tanrı Bil’i Göğü, heyhat!” (K.Mirşan)

Halep’in tarihteki adları HALPA…HU/ALPA’dır…Hua= Kudret ,ALPA = AL-APA =ilâh, ruhu alıp götüren, anlamlarını verirler .

2- Sat dağındaki 8bin tarihini gösteren birleşik damgalar bu toprakların tapusu niteliğindedirler



3- 6.000 tarihli Tel Es Sawwan seramikleri Ön-Türkçe damgalarla bezenmiştir ;
4- 5.000’ tarihli Samarra seramiklerinde. OQ,OZ ONÇ damgaları okunmaktadır.(Katalog, Bağdat Müzesi şaheserleri, Petit Palais 1981 Paris)
5- 4.000’de SUBAR-TU devleti Mezoptamyaya egemendir.(A.Parrot- Sumer, Gallimard) ; Urartu öteki adıyla ISUB-URA BiL’in devamıdır (K.Mirşan)
6- “…Fırat kıyısında Mari (Tel-Harîri) bölgesinde (-4.000/2.000)ler tarihlerini taşıyan tabletlerden 13’ünde TURUKKU adı okunmaktadır. Bu bölgenin Sümer ve Baabil nüfuzunda olduğu bilinmektedir…”(Her Yönüyle Kürt Dosyası , Prof.Dr. Abdülhalûk ÇAY- Turan Kültür Vakfı 1994 )

7- Malatya/ Elazığ, Kuzey Suriye,Urmiye ve Transkafkasya’yı kapsayan geniş coğrafya içinde M.Ö dörtbinde çok kuvvetli bir kültür birliği vardır. Bu kültüre ERKEN HURRİ KÜLTÜRÜ denir.(Prof.A.Erzen, Urartular s.15/16)
8- Aynı ekipten Prof. Erich Feig bu çerçeve içinde, DIYARBAKIR merkez olmak üzere bu yörede dördüncübin’de yoğun bir PROTO-TÜRK KÜLTÜRÜ’nün egemen olduğunu ortaya koymuştur
9- Hurri’ler ve onlardan sonra Doğu Anadolu’da görülen Urartuların dillerinin , morfoloji, fonoloji, sentaks ve vokabüler açılarından akraba diller oldukları ortaya çeşitli şekillerde konmuştur (Prof.A.Erzen s.25 ayni eser)

10- Asur’un adı Ön-Türkçe, AT-UB UÇUĞ’dur ,”Yüce Yönetim Liderliği” (K.Mirşan)

11- Mezopotamya’ya Sümerler dışında Orta Asya kültürünü götürenler :
· ELÂM’lar
· KASSİ’ler
· GUTİ’lerdir.

12- A:Parrot, GUTİ’lerin Orta Asya’dan geldiklerini , Van ve Urmiye bölgesinden geçip Mezopotamya’ya yerleştiklerini yazar. (A.Parrot, Sümer, Gallimard, 1960, Paris)i
13- İtalyan Türkolog E.Rossi, GUTİ’lerin Türk olduklarını kaydeder. (le Civilta dell’Oriente, Casini 1957 Roma)
14- Prof Neş’et Çağlayan KUT(GUTİ)ları en eski bir Türk devleti olarak sunar
15- ELÂM’lar konusunda araştırmalar yapmış olan Hamit .Zübeyir Koşay onların Türk olduklarını ve Fransa’nın güneyindeki BASK’larla olan akrabalığını ortaya koyar(makaleler, incelemeler , Ankara 1974)

16- OQ Türklerinden olan QARLUQ’lar , Balkaş, Hazar doğusu yoluyla Doğu Anadolu’ya oradan da (- 1600)lerde Babilonya’ya göçetmişlerdir.
Yaklaşık
· (-1600)lerde Babilonya’ya KARDUNİAŞ adı verilmiştir. Bu,
· KARDUN-UYUŞ yani, QARLUK FEDERASYONU demektir ;
· Qara-Uluq = QARLUQ…QARDUQ…QARDUN şekline dönüşmüştür .(K.MİRŞAN)

Prof Akurgal , Anadolu’nun Kültür Tarihi kitabının 178’nci sahifesinde Mitanni’lerin
eski yazıtlarda MAİTANNİ diye geçtiğini ve kral adlarının Hint-Avrupaca olduğunu ileri
sürer.
Bilimsel gerçekler tam aksini ortaya dökerler :,
· Artık, Hint-Avrupa dilleri teorisinin yalanlanması gerektiği, CNRS’in 2000 eylül tarihli 386 no.lu bülteninin 8’nci sahifesinden başlayarak geniş bir şekilde verilmiştir.
· MAİTANNİN kral adlarından 12’sinin ,AT-ATA, AİTA. ATTİ Qağan ve ATA anlamlarını taşıyan heceler etrafında oluştuklarını görürüz :
Birkaç örmek : PARŞATATAR…TUŞRATTA…VAŞASATTA…MAİTANNİ….MATTİVAZA

Günümüzde bu yörede yaşayan METEANNİ’ler vardır ve bunlar Orta Asyadan geldiklerini söylerler.(K.K.Kop, Doğu ve Güney ve Doğu Anadolu Ana Türkçesini etkileyen faktörler TKAE 1982)

17- CUUDİ dağı yazıtı (-1500)
18- VARAGÖZ yaylâsı yazıtı(-1000) tarihlidir.
19- AKATÇA Ön-Türkçe’nin geniş etkisi altında kalmıştır.(K.Mirşan)

Anadolu Türk tarihin başlangıcı, Batılılar tarafından SEVR’in başlangıç noktası demek olan 1071’e perçinlenmiştir.

Yukarıda verdiğimiz bilgileri ,özellikle Proto-Türklerin (Ön-Türkler) varlığını batılılar pek iyi bilmektedir . Fakat, 1774’te Osmanlının duraklama döneminin başlangıcında Türkleri tarihten silmek, Anadolu’ya sahip olmak amaçlarına set çeken bilgileri daima hasıraltı etmişlerdir..
Artık, halkımızın, belgelerle vermiş olduğumuz bu açıklamalara sahip olarak emperiyalistlere verecekleri çok sayıda cevapları vardır, bunlardan biri yeterlidir :

ANADOLU’NUN ESAS VE TARİHSEL SAHİPLERİ ÖN-ATALARIMIZDIR VE BİZ ONLARIN MİRASÇI TORUNLARIYIZ.
.
*(insan üstün kudret inancı, 10binlerde Ön-Atalarla Doğu Anadolu yoluyla Mezopotamya’ya inmiş ve bu kavram ileriki bin yıllarda Mezopotamya’da tek Tanrılı dinlerin doğuşunun kökenini oluşturmuş, kutsal kitaplar, Tevrat başta olmak üzere bu kökenden yola çıkmış olacaklardır.)

Halûk Tarcan
Bilimsel araştırmacı
(araştırmacı yazar değil!) Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi-Paris)
Mecidiyeköy, 20.09.09 ve 20.10.09

Bunu Paylaş Haluk Tarcan hakkında
HALUK TARCAN KİM? Özgeçmişim : 3’lü öğretim : Konservatuar ( piyano) Üniversite ( San'at Tarihi) Üniversite üstü( Bilimsel araştırma – Paris CNRS / Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi / Sorbon 6’ncı seksiyon - Bilimsel Araştırmacı) ................................. 2009 kasım’dan beri İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik bölümünde PİYANO TEKNİK ve YORUM derslerine başlamıştır. Piyano : İstanbul konservatuarı, Ferdi Ştatzer Roma ve Siena Chigi Müzik akademisi, Guido Agosti Salzburg , Mozarteum akademisi, Carlo Zecchi Paris , özel kur, jacques Février BİLİMSEL ARAŞTIRMA : Paris’e Piyano tekniği için gitmiştim.Orada, Piyano tekniğini gösterir bir alfabe düzenledim ; Değerlendirilmesi için Sorbon’a müracaat ettim tamamiylee kendi kafamdan çıkan bir bir sistem kurmuş olmam nedeniyle “Bilimsel araştırmacı” niteliğine sahip olduğum kanısına vararak bana Centre National de la Recherche Scientifique(Ulusal Bilimsel Araştırma merkezi)den burs verdiler ve 1962’de çalışmalara başladım. Paris Bilim Akademisi ikiye ayrılır, bir bölüm üniversitelerdir, esas görevleri öğretimdir. Öteki bölüm ise, bu araştırma merkezidir, kısaca(CNRS).diye tanınır. Sadece Bilimsel araştırma yapılır,1000 laboratuarla çalışır. Benim bulunduğum bölüm. Budunsal Müzik bölümüdür, ders ve konferanslar Sorbon’un 6’nci seksiyonunda verilir.. Araştırmacılar, aylar süren çalışmalarını, ders ve konferans olarak verirler, konferanslara , ilgili tüm profesörler gelir. Çetin tartışmalar olur .Her ders/konferans bir imtihan gibidir. Silinirsiniz ya da kalırsınız… Benden, Batılının bir türlü beceremediği bizim kanımızda var olan, geleneksel halk oyun ve türkülerimizin karakteristiği olan, Aksak tartıları açıklamam istendi ; örneğin Zeybek gibi… Batıda müzik tartıları tek , ya da çift sayılıdır : Vals’ın 3lü tempo, marş’ın 2’li tempolu olduğu gibi…Ve de Batıda Zaman Bölünür… Bizde ise, halk müziğimizde tek ve çift sayılar birliktedir…Batılı için bu tartıların icrası çok zordur, 2 ile 3 arasında bocalarlar. Halbuki bir açık hava tiyatrosu dolu halkımız hiç şaşırmadan 9(4+5) zamanlı Zeybek çalınırken el çırparak tempo tutabilirler.. Türk olmam nedeniyle benden bu tartıların kökenini bulmam istendi. İki yıl uğraştım . Bu araştırmalar paralelinde çok önemli bir alana ayak basmıştım : Aksak tartıların kökenine inmem için halkın kültürünü dolayısıyla, tarihini de incelemem gerekiyordu.. Bazı noktalarda bir tarihçinin bile pek merak etmeyeceği ayırımlara kadar girmem gerekiyordu. Bu da beni farkında olmadan Ön-ata, Ön-Türk kültürünü yoluna itmişti…Kitaplar ve dergiler arasında kayboldum. Bu iki yıl sürdü, sonuçta önce Aksak tartıların adım ve dil’e dayandığını bulmuştum.Adımların keşfi kolay olmuştu fakat sorun Dil idi…tek heceli tek çekirdekli bir dil bulmam gerekiyordu. Araştırmaları ilerlettim ve bir gün – o günü çok iyi hatırlıyorum, Manş denizi donmuştu feci bir soğuk vardı- Zamanın bölünmezliğini buldum : Zaman bir nehir gibi akıyordu ve onu bölmenin imkânı yoktu .Bu nedenle de onu algılamak toplam prensibiyle olabiliyordu yani zamanı (1saniye + 1saniye..dakika, saat,yıl..yüzyıl..vb..) şekilde kavrayabiliyorduk….Batı zamanı böldüğü için ki, zamanı bölmek için onun durdurulması gerekir … Akan nehri durdurmak gibi…Bu nedenle, Aksak tartıları algılayamıyorlardı. Bölünmeyen zaman ve tek heceli bir dil ?…Çalışmalara devam ettim. Tüm Batı dillerini inceledim. gerektiği gibi bir tek heceli dil bulamamıştım .Asya’ya döndüm Kamçatka’da 5/4lük ağır Aksakla başlayarak Orta Asya’ya kadar gittim. Kırgızlarda aksak tartıları buldum ama, Kırgızca’nın tek heceli olmasına imkân yoktu. Orta Asya Geleneklerini, sözlü edebiyatı, Türk mitolojisini inceledim. Kısaca söylemek gerekirse karşımda çok büyük ve sağlam bir gelenekler serisi vardı ve bu gelenekler bende Orta Asya’da çok eski bir Türk Uygarlığı olacağı fikrini uyandırmıştı. Fakat, zamanın bölünmezliği ile hiçbir şeyi ispat edemezdim Tek heceli bir dil ve bunun kaynağı ortaya çıkarılmalıydı.. Bildiğim Anadolu Türkçe’si bu konuda yetersiz kalıyordu.Bu noktada takıldım kaldım ve CNRS’ten ayrıldım. Üniversitede öğrendiğim tüm dünyadaki resim, Heykel mimari sanatı bilgimi, CNRS’te, tüm dünyadaki halk oyun, müzik gelenekleri ve el sanatlarını da öğrenmiş genel bilgim çok genişlemişti ki, bu sonradan Ön-Türk araştırmalarımda benim için pek çok faydalı olacaktı. Bir gün postacı bana bir paket dolusu kitap getirdi. Yazarı, Kâzım Mirşan …Kitaplardan birinin Adı ALTI TARIQ TÏGİN idi…Kitabı açtım ve önüme Sülyek yazıtı çıktı. Ön-Türkçe bir yazıt ve yazı sadece tek heceli değil, içeriğinde haykırı bile var… CNRS’e yeniden başvurdum . kadrolu olabilmek için 3 diploma isteniyordu, benim iki diplomam vardı . Fakat onu, Zamanın bölünmezliği teorim ile tamamlıyordum. Başvuru sayısı 56 idi ve bir tek kişi alınacaktı . Teorim sayesinde CNRS’e ikinci kere girdim. Mutlu bir şekilde çalışmalara giriştim. Kâzım Mirşan, o ana kadar 360 yazıt bulmuştu. Ben iki yıl çalışarak bu yazıtların analizlerini yaptım hepsini teker teker öğrendim Ondan sonra da bu Ön-Türk yazıtlarının Batıda ortaya çıkardığı gerçekleri ve paralellerini aradım. Ön-Türkçe yazıyı görmeğe alıştığım ve alfabeleri bildiğim için önce Fransa’daki mağaralarda sonra da Portekiz ve İspanya’daki yazıtları keşfettim. Onları Kâzım Mirşan’a yolladım, hepsinin Ön-Türkçe olduğu meydana çıktı. Anadolu’da ise, Sinop, Çatal-höyük, Side hamam yazıtlarını buldum…Araştırmalar her gün biraz daha genişliyor bu da Ön-Türklerin göçmen olarak çok geniş bir alana yayıldıklarını gösteriyordu. , Ön-Türkçe damga ve yazıtların yanında, ateş kültünü işaret eden kül kapları kısacası ateş evleri ve Aksak tartılı müzikler Ön-Atalarımızın, gittikleri yerlere Kültürleriyle egemen olduklarını, oraların dip kültürünü oluşturduklarını açığa çıkarıyordu. Orhun anıtlarının yazısının bugüne kadar Rün yazısı olduğunu iddia edenlere karşı, önce İsveçlilerin bu yazının kökenini Asya’da Türklerde, sonra da İtalyan Alplerinde, Kamunlar vadisinde aramaları bu iddiayı yok etmiş olduğu gibi, Kazım Mirşan’ın Gotland yazıtlarını Ön-Türkçe okumasıyla da ortaya çıkmış olan gerçeği kabul etmeleri gerekmektedir. Sonuçlara kısaca göz atacak olursak, Evrensel Uygarlıkların kökeninde Ön-Ata kültürümüz olduğu yazılarla , görsel bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu da gösteriyor ki, Batı Uygarlığının kökeninde Yahudi-Hristiyan kültürü değil yalnızcasına Ön-Türk kültürü bulunmaktadır. Ve de bundan sonra Batılı, kültür ve tarih araştırmaları için Lâtince, Sanskritçe, Grekçe yerine Ön-Türkçe öğrenmek gereğinde kalacaktır.. Ben, Batılı kaynaklarda yaptığım araştırmalarda, Avrupa, Amerika ve Anadolu’da bulduğum yazıtlar dışında, Kembriç ve Stanford Ünversiteleri’ne gönderdiğim belgelerle , · Kuramsal Hint-Avrupa dillerinin terk edilmesi gerektiğinin ortaya çıkmasını sağladım, · Etrüsklerin, Türk olduklarına dikkatlerini çektim. Bu da onları ve yardımcılarının DNA testine başvurmaları için bir neden oldu. · Son kere de, Part (pers) dilinin kökenini Orta Asya’da konuşulan bilinmeyen bir halka ait bilinmeyen bir dilin(!?) kökenine dayandığını buldum. Bu, belgeli gerçekler kitaplarımda ve makalelerimde yer almaktadırlar. PiYANO ve 1994’e kadar konserler : · Paris, Münih, Ulm, Erding, Cenevre, Salzburg, Viyana, Varşova, New-York, Ottava, Toronto.(Prag, Bratislava proje halinde kaldı) · İstanbul ve Ankara’da M,Ravel’in sol el piyano konçertosunun ilk dinletilerini ben verdim · Fakat, 1994 yazı’nda geçirmiş olduğum bir deniz kazasında iki dirseğim ağır bir şekilde sakatlandı ve piyanodan vazgeçme felâketini tüm acılığıyla yaşadım…Tıbbî tedavilerin yetersizliği üzerine yeni imkânlar aradım, daha önce piyano tekniği konusunda yaptığım araştırmalardan yola çıkarak , kendi sistemini kurmak üzere piyanoya sıfırdan başladım. Kurduğum bu sistemde, üst kol, omuz ve göğüs kaslarını , kol ve gövde ağırlığını , sürekli gevşetme halinde kullanmaktayım ; Bulmuş olduğum öğe’ye göre “Piyano çalma işlevi, tuşların derinliğinde geçer”... Klavsen tekniğinden bozma demek olan parmakların tuşları çekiçlemesini kullanmam, parmaklar klaviye ile daimî temas halini koruduğundan piyano, vücudun devamı halindedir. Pagog olarak, · Verdâ Erman’ın hocasıyım ; onu Ferdi Statazer’in sınıfı seviyesine yükselttim · Dâhi çocuklarımızı gönderdiğimiz Paris Konservatuarı öğrencilerinden P.Alain Volondat’yı iki yıl çalıştırıp tüm tekniğini değiştirdim. 1983 Uluslararası Brüksel Kraliçe Elizabet yarışmasında Büyük ödül’ü aldı. (belgeleyebilirim) · Paris’te yetiştirdiğim küçük öğrencilerim Cl.Kahn Ulusal Piyano yarışmasında birincillik dahil, çeşitli ödüller aldılar. (belgeleyebilirim) · Piyano tekniğimi gösteren Fransızca ve Türkçe yayınım vardır : Günümüzdeki Piyano Tekniği-bilek sakatlanmaları (Türkçe'ye çevrilmiştir, ilerki sayfalarda görülür) Piyanoda İstediğim ve özlediğim seviyeyi bulmuş olarak, yıllar sonra Konserlerime yeniden başladım: ilk resitalimi Filarmoni derneği konserlerinde 3 aralıkta Galatasaray üniversitesinde verdim) · Piyano öğrenimini, son elde ettiğim tecrübeler dayanarak , Türk çocuğu yetiştirmek, onlar arasında yetenekli olanları Uluslararası yarışmalara hazırlamak , · Bazı yanlış saydığım yorumlara karşı CD’ler hazırlamak , · Büyük Ön-Türk Uygarlığının tanınması için gerekli etkinliklerde bulunmak üzere 30 yıl sonra ülkeme kat’i dönüş yapmış bulunmaktayım. Bu benim ikinci yaşamım oluyor

 
Şaban Aktaş (Homerotik)  Şaban Aktaş (Homerotik) (19.11.2010 21:03:36)  

Haluk Tarcan hocamızın yazısının alıntı kaynağı aşağıdaki linktedir.

http://edebiyatgalerisi.net/author/haluk-tarcan

 
 
Copyright 2006 - edebiyatdefteri.com - her hakkı saklıdır.